English
Men
Kapadokya Rehberi
Peribacası Dergisi
Peribacası Kapadokya Yayınları
Kapadokya Firmaları
Kapadokya Fotoğrafları
Kapadokya Fotoğrafçıları
Kapadokya Haritaları
Kapadokya Karikatürleri
Kapadokya ve Sanat
Kapadokya Yazıları
Kapadokya Yayın Arşivi
Kapadokya Efemera Arşivi
Kapadokya Video-Film Arşivi
Sosyal Medya Adreslerimiz
Sivil Toplum Kuruluşları
Önemli Telefonlar ve Linkler
Site Güncellemeleri
Firma Arama
Şehir
İlçe-Belde
Hizmet Alanı
Firma
Anket

Sanat ve müzik festivalleri Kapadokya'ya olan ilginin artmasını sağlıyor mu?
       
Evet.
Hayır.
Mail List
Yeni Kayıt
Şifremi Unuttum

NİĞDE ALTUNHİSAR’IN YAZITLI TAŞLARI

Mustafa Eryaman Arkeolog ve Sanat Tarihçi Niğde il merkezinin batısında yer alan Altunhisar ilçesi, şehir merkezine 35 km uzaklıktadır. Altunhisar ilçesinin hemen etraflarında Demirçağı, Helen, Roma ve Bizans dönemlerine ait etkili ve bölgesel öneme sahip arkeolojik alanlarıyla medeniyetlere ev sahipliği yapmaktadır. Bölge, tarih öncesinden beri yerleşim görmüştür. Hitit, Geç-Hitit, Pers, Helenistik, Roma ve Ortaçağ dönemlerinin tarihsel gelişiminde önemli rol oynar. Altunhisar ve çevresi bunca zenginliğine rağmen hala az araştırılmış bir bölgedir. Bölgede bulunan Kınık Höyük’te ve çevresinde Amerikan, İtalyan ve Türk kazı projesi 2011 yılında başlamıştır. Kınık Höyük’te arkeolojik kazılar, 2011 yılında Niğde Üniversitesi ve Erzurum Üniversitesi’nin de katılımıyla Pavia Üniversitesi ve Eski Dünya Araştırma Enstitüsü, New York Üniversitesi’nin 10 yıllık ortak kazı projesi Prof. Dr. Lorenzo D’Alfonso başkanlığında devam etmektedir (kınıkhöyük.org 2014). Ortaçağ’da, Anduğu olarak isimlendirilen Ortaköy/Altunhisar isminin And(a)-ukh, “Ana Tanrıça Halkı” ögelerinden türetilme “Andukh” olabileceğini öne sürülmüştür (Umar 1993:72). Orta Anadolu’da, Orta Bizans’tan günümüze ulaşabilmiş az sayıdaki kâgir kiliselerden birisi olan Sivri Kilise; Altunhisar ilçesindeki tek Hristiyan kilise yapısıdır. Sivri Kilise’nin tarihi 10. yüzyılda yaşamış tarihçi Leon Diakonos’un ve daha yakın tarihte W. Ramsay’ın aktardığı bilgilere göre, eskiden Altunhisar’ın bulunduğu yerde bulunan Bizans kalesi/müstahkem mevkii Antiogus’un tarihiyle ilişkilidir (Pekol 2018:63). Yine bölgeye gelen Arap coğrafyacı İbn-i Hordazbeh (Ö.912), Kapadokya kaleleri arasında “Antiguva Kalesi”nden söz eder (Toroğlu 2006:315). Antiogus-Antiguva’dan bozma Anduğu ismi Ortaköy (Altunhisar) ilçesinin eski ismidir. Türk-İslam yerleşimi olan Ortaköy (Altunhisar) ilçesine ait 881/1476 senesi vakıf defterinde Anduğu (Orta/Ortaköy) şeklinde karşımıza çıkan isminin hiç değişmeden günümüze kadar geldiğini görmekteyiz (Topal 2012:132). Anduğu’ya bağlı Kınık köyü, Hazelmab Mezrası, zaviyeye bitişik olan yer, Şeyh Said bağı ile harap bezirhane, 1483 yılı vakıf kayıtlarında; Hüdavend Hatun Zaviyesi vakıf arazileri olduğu görülür (Topal 2018:123). 1571’de Aksaray’daki en büyük cemaat “Yüzdeciler” cemaatidir. Bu dönemde Yüzdeciler cemaati mensupları Anduğu kazasına yerleşmişlerdir (Aygün 2018:910). Anduğu, 1483-1867 yıllarında Karaman Eyaletine bağlı Niğde’nin kazası statüsündedir (Sezen 2017:36). 1878 tarihli salnamelerde Anduğu, Niğde’ye bağlı bir nahiyedir. 1910 yılında belediye statüsü kazanan Anduğu, 1928 yılında tekrar nahiye olur. Ortaköy olan ismi 1956 yılında Altunhisar olarak değişir ve 1991 yılında Niğde’ye bağlı ilçe statüsüne kavuşur (Özkarcı 2014:27). Yerli Rum köyünün görülmediği Altunhisar ilçesinde, 1924 yılında Lozan’da imzalanan Müslüman-Gayrimüslim nüfusun mübadelesi antlaşması gereği Niğde’ye yapılan mübadil iskânının ilçede uygulanmadığı anlaşılmıştır. Konumuzu oluşturan siyah bazalt cinsi Yazıtlı Kaya’ya geçmeden önce İslam ve Türk-İslam kültüründe taşlara verilen kutsiyete kısaca değinmenin faydalı olacağını düşünmekteyiz. İslam kültüründe siyah taş denildiğinde hiç kuşkusuz akla ilk gelen El-Hacer’ül-Esved Taşıdır. ‘El-Hacer’ül-Esved’ Arapça’da ‘siyah taş’ manasına gelmektedir. Taş, yerden 1,5 m kadar yükseklikte, yaklaşık 30 cm çapında ve yumurta biçimindedir. Bu taşın siyaha yakın koyu kırmızı renkte olması sebebiyle böyle adlandırıldığı anlaşılmaktadır. Kaynaklar, Hacerülesved’in Hz. İbrâhim tarafından Kâbe’nin inşası esnasında tavafın başlangıç noktasını belirlemek amacıyla yerleştirildiği konusunda ittifak etmekle birlikte bu taşın menşei, tarihçesi ve mahiyeti hakkında, birçoğu zayıf isnatlara dayanan, bazıları aynı zamanda sembolik bir anlam taşıyan çeşitli rivayetler nakledilmiştir (Öğüt 1996:433). İslam dünyasında ve Türk-İslam kültüründe taşlara yüklenen farklı mana ve sembollerin olduğu malum bir konudur. Türk-İslam kültüründe taşlar sadece mimaride şekillendirilip, mana yüklenerek kullanılmamıştır. Türk-İslam kültürünce kutsal olarak değerlendirilen ve mimari dışında karşımıza çıkan taşların da olduğunu görmekteyiz. Bu taşlar; Rükn-i Yemani Taşı, Namaz (mühür) Taşı, Meydan Taşı, Şifa Taşı, Bereket Taşı, Bengü Taşı, Yad ya da Yağmur Taşı, Teslim (Tılsım) Taşı, İstihare Taşı, Musalla Taşı ve Mezar Taşı (Acun 2014:2), Arafat Taşı, Şeytan Taşı gibi bezemeli ve yazıtlı taşlardır. Yine bu kutsal taşlardan olan ve Niğde’nin bazı köylerinde hala kullanılan Kıble Taşı adıyla anılan uygulamaları da görebilmekteyiz. Yukarıda verdiğimiz örneklerin dışında tarihimize ve kültürümüze doğrudan ışık tutan yazıtlı taşlara da Niğde’de tesadüf etmekteyiz. Altunhisar ilçesinde bulunan ve oldukça zengin dokulu bağ ve bahçe duvarları vardır. Bu zengin dokulu bağ ve bahçe duvar mimarisi Selçuklu ve Osmanlı dönemi özelliklerini yansıtmaktadır (Foto.1). Niğde ili, Altunhisar ilçe merkezinde iki adet Osmanlıca Türkçesi kitabeli siyah taş bulunmaktadır. Bu siyah taşlardan ilki (ve günümüze ulaşanı) ‘Değirmen Yolu’ denilen ve devamında Yeşilyurt köyündeki su değirmenleri ile ‘Çay’ olarak isimlendirilen dereye uzanan eski yol üzerindedir. Yazılı Kaya’nın hemen önünde bir de su değirmeni yapısı vardır. Su değirmeni yapısı günümüze üst örtüsü yıkılarak ulaşmıştır (Foto. 2). Antik dönem izlerini bünyesinde taşıyan Değirmen Yolu’nun her iki kanadında Selçuklu ve Osmanlı dönemi örgülü bahçe duvarları vardır. Bahçe duvarları kaba yontu bazalt cinsi taşlarla örgülüdür. Bu görkemli bahçe duvarına yerleştirilen büyük hacimli bir kaya kütlesi üzerinde Osmanlıca Türkçesi ile yazılı kitabe dikkat çeker. Siyah taş, 2.30 m yüksekliğinde, 2.00 m genişliğindedir. Hayatı hakkında bilgimizin olmadığı Halil Efendi isimli bir kişinin yazdığı kitabe kayanın düz ve geniş ön yüzeyindedir. Kitabe on bir satırdan oluşur (Foto. 2-3). Osmanlıca Türkçesi kitabede; “Çünkü Gale (dedi) (?) Lütfi ile Lâ taknatû, (Ümidi kesmeyin –Allah’ın Rahmetinden Ümidi Kesmemek- Zümer Suresi 53. Ayeti), Didün Her Geli Çoğa (Çok kişiye), Kaya Cer (sulu-ıslak) hem İytmem Kat’(katı).., 1255 Sene, Halil Efendi Yazdı, Ruhuna Fatiha, Ve Mahmud İbn-u Abdulah (Vefat etmiş olan babası veya şeyhi) 1217 Sene.” şeklinde okunmaktadır. Kitabe içeriğine bakıldığında kitabeyi yazan Halil Efendi’nin, Zümer Suresi 53. Ayeti eşliğinde yoldan gelip geçenler ve hemen önünde bulunan değirmene un öğütmeye gelenlere “La Taknatü”, “Ümidi Kesmeyin” uyarı ve hatırlatmasında bulunmaktadır. Yazılı Kayanın hemen önünde bahçe içerisinde su değirmeninin varlığı, yazıtı daha da anlamlı hale getirdiği düşünülebilir. Türk-İslam kültüründe su değirmenlerine yüklenen olumlu yorumlar vardır. Buğday öğütülen su değirmeni hak ile bâtılın ayrıldığı ilim merkezi veya adaletli bir mahkemeye delâlet eder. Ayrıca rızka ve kazanca, ucuzluğa, hastalıktan şifâ bulmaya, borçları ödemeye de yorulur. Değirmenin yenilmeyen şeyleri öğüttüğünü görmek ise kıtlık ve pahalılığa yorulur (Günaydın 2013:163). Yazıtlı Kayayı okuyan çok kişi, buğday öğütülen su değirmeni hak ile bâtılın ayrıldığı ilim merkezi veya adaletli bir mahkemeye delâlet ettiğini, rızka ve kazanca, ucuzluğa, hastalıktan şifâ bulmaya, borçları ödemeye, rızkı ve rahmeti (su-ekmek) verenin Allah olduğunu, bu ulvi mesajlar doğrultusunda da asla ümidi kesmememiz gerektiği yönünde izahta bulunulmaktadır. Yazılı Kayayı kaleme alan Halil Efendi ayrıca bizlerden (Kaya Yazıtını okuyanlardan) hem kendisine hem de şeyhi (hocası) olarak değerlendirdiğimiz Abdullah oğlu Mahmud’a Fatiha ve dualar istediğini anlamaktayız. Altunhisar’da ikinci Yazılı Kaya ilçe merkezinden güneye açılan Eski Türbe Yolu üzerindedir. Türbe Yolu, Altunhisar bağlarına gitmektedir. Yol ayrıca, Altunhisar bağları içlerinde bulunan ve bölgede herkesçe ‘Şeyh Güzel Rahmetullah Aleyh Türbesi ve Sarnıcı’ olarak bilinen alana da gider (Foto.4). Hikmet Dinçer (1950-Altunhisar doğumlu) ve Hayrettin Kirazcı (1964-Altunhisar doğumlu) ile 14.06.2020 günü yapılan söyleşide; “Eski Türbe Yolu” üzerinde yakın bir zamana kadar bahçe duvarında görülen yazıtlı bir kaya varmış (Foto.2). Zamanın birinde buradan geçen bir evliya (muhtemelen Şeyh Güzel Rahmetullah Aleyh) bu kayaya kılıcını vurur. Kılıcını vurduğu kayada kılıcının izi kalır. ‘Kılıçlı Taş’ olarak bilinen ve üzerinde yazı bulunan taş, bahçe duvarında idi. Bizler çocukken Türbeye gitmeden önce Kılıçlı Taş’ın önünde dua eder, dereden aldığımız çakıl taşını kılıçlı taşın yüzeyine tuttururduk. Çakıl taşı bazen tutar bazense düşerdi. Yakın bir zamanda ilçe belediyesince, Türbe Yolunun genişletilmesi esnasında taşın bulunduğu duvar yıkılmış, duvar taşları yeni yolun tabanında kullanılmıştır. Kılıçlı Taş’ın da bu şekilde yolun içine atıldığı” ifade edilmiştir. ‘Kılıçlı Taş’ olarak adlandırılan kaya yüzeyinde kazıma Osmanlıca Türkçesi kitabe de; “El-Hac El-Seyyid (?) Abd., Hacı Abdullah, …..” şeklinde okunmaktadır. Yazılı Kayayı fotoğrafı üzerinden değerlendirdiğimizde, yazıtın alta doğru kuvvetle muhtemelen devam ettiğini, kaya dibinin zamanla toprak dolmasıyla alt satırların toprak altında kalabilmiş olacağını düşünmekteyiz. Eski Türbe Yolu üzerinde bulunan Yazılı Kaya, ilçe tarihi ve kültürü adına paha biçilemez değerdedir. Yazılı Kayanın yol yapımı esnasında sağlıklı bir şekilde yerinden alınıp türbeye ya da güvenli bir alana nakledilip korunması pekâlâ yapılabilirdi. Bu sayede yazıtlı kayayı bizlerin ve bizlerden sonraki nesillerin de görmesi ve taştan istifade edilmesi sağlanabilirdi. KAYNAKÇA Banu Pekol, (2018). Niğde Mimari Kültürel Mirası Değerlendirme Raporu, Anadolu Kültür, Sena Ofset, İstanbul 2018. Bilge Umar, Türkiye’deki Tarihsel Adlar, İnkılap Kitabevi, İstanbul 1993. Emin Toroğlu, Niğde İli Yerleşmeleri ve Lokasyon Planlaması, Basılmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2006. Hakkı ACUN, Türk Kültüründe Taşlar, (Genişletilmiş 2.Baskı), Ankara 2014. Lorenzo D’Alfonso, https://www.kinikhoyuk.org/index.html . (Erişim:15.06.2020). Mehmet Özkarcı, Türk Kültür Varlıkları Envanteri Niğde I-II, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2014. Mustafa Eryaman, Niğde Şehri Su Değirmenleri, Göksu Matbaa, İstanbul 2020. Necmettin Aygün, Nüfus Defterleri’ne Göre Boynuincelü Aşireti (1830-1845), Belleten, S.295, 2018. Nevzat Topal, 15. Yüzyılda Niğde, Kömen Yayınları, Ankara 2018. Nevzat Topal, Karaman Eyaleti Vakıf Defterlerinde Niğde Vakıfları (H.881/M.1476), Journal of World of Turks, C.4,S.2, 2012. Salim Öğüt, Hacerülesved, Türkiye Diyanet Vakfı Ansiklopedisi, C. 14, İstanbul 1996. Tahir Sezen, Osmanlı Yer Adları, Sistem Ofset Bas. Yay. San. ve Tic. Ltd. Şti, Ankara 2017. Yusuf Turan Günaydın, Rüya Tabirnamelerinde Su, Geleneksel Türk Sanatında ve Edebiyatımızda Su, ASKİ Genel Müdürlüğü Yayınları No:8, Ankara 2013.

Okunma Sayısı Okunma Sayısı: 200 Eklenme Tarihi Tarih: 2020-10-06

Nevşehir Hava Durumu
Seçimi Hatırla
İl Seç
İstatistik
Toplam : 46899727 ziyaretçi
Bugün : 53305 ziyaretçi
Dün : 35800 ziyaretçi
S. Yükleme Süresi : 0.32 sn

toplu mail


Copyright 2009 - Tüm hakları saklıdır. Sitemizdeki tüm fotoğraf, yazı, doküman ve düşünce ürünleri 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Kaynak gösterilerek dahi kopyalanamaz. Aksine davrananlar hakkında avukatımız aracılığı ile hukuki takibat yapılacaktır.
 

cappadocia@cappadociaexplorer.com