English
Men
Kapadokya Rehberi
Peribacası Dergisi
Peribacası Kapadokya Yayınları
Kapadokya Firmaları
Kapadokya Fotoğrafları
Kapadokya Fotoğrafçıları
Kapadokya Haritaları
Kapadokya Karikatürleri
Kapadokya ve Sanat
Kapadokya Yazıları
Kapadokya Yayın Arşivi
Kapadokya Efemera Arşivi
Kapadokya Video-Film Arşivi
Sosyal Medya Adreslerimiz
Sivil Toplum Kuruluşları
Önemli Telefonlar ve Linkler
Site Güncellemeleri
Firma Arama
Şehir
İlçe-Belde
Hizmet Alanı
Firma
Anket

Sanat ve müzik festivalleri Kapadokya'ya olan ilginin artmasını sağlıyor mu?
       
Evet.
Hayır.
Mail List
Yeni Kayıt
Şifremi Unuttum

KAPADOKYALI HEKİM ARETAEUS

KAPADOKYALI HEKİM ARETAEUS

Yazan: Yavuz İşçen
Mayıs 2010

II. yüzyılda yaşadığı tahmin edilen Aretaeus’un kendi çağında adından fazlaca bahsedilen bir hekim olduğu söylenemez. Görüşleri ancak 16. yy’dan sonra tıbbın gelişimine bağlı olarak yerini bulmuş ve onun bir hekim olarak ün kazanmasına neden olmuştur. Bu durum onun çağının çok ilerisinde bir tıp bilgini olduğunu bize göstermektedir. Aretaeus, üstün bir zekaya sahiptir, tıbbın farklı konularında ileri sürdüğü yaklaşımlar ve getirdiği tanımlamalar günümüzde de kullanılmakta ve modern tıbbın temelleri arasında gösterilmektedir.

Göreme civarında doğduğu ve yaşadığı tahmin edilen tıp bilgini Aretaeus’un yaşamı hakkında ne yazık ki çok az bilgiye sahibiz. Roma döneminde yaşadığı için birçok kaynak onu Yunan asıllı olarak tanımlar. Oysa Aretaeus Kapadokyalı bir Anadolu hekimidir. Yaşadığı yıllar hakkında farklı kaynaklarda farklı tarihler bulunmaktadır. F.H. Garrison, 1913 tarihli “History of Medicine” adlı kitabında ünlü hekimin doğum ve ölüm tarihlerini 130-200 olarak vermektedir. Aretaeus’un Eski Mısır’da ünlü İskenderiye şehrinde tıp okuduğu ve Roma’da hekimlik yaptığı bilinmektedir.
Hekimin çok temiz İonya lehçesiyle yazılmış 4 kitabı günümüze kadar ulaşmıştır. Kitapları, akut ve kronik hastalıkların belirtileri, nedenleri ile bu hastalıkların tedavileri adlarını taşımaktadır. Kitapların Latinceye ilk çevirisi 1552 yılında Venedik’te yapılmıştır. Sonraki yıllarda birçok çevirisi yapılan bu kitaplar sayesinde “tıbbın altın abidesi” şeklinde ünlenen Aretaeus’un, tıp bilgisi ve hekimliği hakkında bilgilere ulaşılmıştır.
Aretaeus’un hekim olarak önemi, paganist (çok tanrıcı) Roma’da hastalıkların doğaüstü güçlerle açıklanıp büyü ile iyileştirilmeye çalışıldığı bir dönemde, hastanın gözlem altına alınarak sorunlarının büyük bir titizlikle dinlenmesi, nedenlerin araştırılması, teşhis ve tedavi yollarının belirlenmesi gibi klinik yöntemler izlemesi olmuştur. Bu anlamda kendinden 600 yıl kadar önce yaşamış olan Hipokrat’ın (MÖ. 460-370) kurduğu okulun tarzını devam ettirdiği söylenebilir. Tıp biliminin kurucusu olarak kabul edilen Hipokrat’ın, günümüzde doktorluk mesleğine yeni başlayanların adına yemin ettikleri kişi olduğu düşünülürse Aretaeus’un onun izinden gitmiş olması doğaldır. Ancak Aretaeus’un tarzı incelendiğinde onun eski ve yeni tıpsal yaklaşımlarını kendine göre birleştirerek kullandığı anlaşılabilir. Hipokrat’ın fikirleri, metodiklerin hastalık sınıflaması ve pneumatiklerin bazı temel yaklaşımlarını Aretaeus’da görebilmek mümkündür. Aretaeus’un tıp bilimine olan katkıları burada anlatılamayacak kadar fazladır. Önemli gördüğümüz bazıları hakkında kısaca bilgi verirsek sanırız bu ilk çağ hekimini daha iyi algılayabileceğiz.

Şeker hastalığı (Diabet)
Diabet sözcüğünü ilk kullanan ve tıp sözlüğüne kazandıran kişi Aretaeus’dur. “Diabetes”, akıp gitme, öteye geçme anlamında bir kelimedir. En bilinen belirtileri çok su içme ve sık idrara gitme şeklinde kendini gösteren şeker hastalığı, insülin hormonu azalması ya da yokluğuna bağlı olarak kan şekerinin aşırı yükselmesi ve idrarda şeker artması ile karakterize edilir. İleri aşamalarda, körlük, böbrek yetersizliği, iltihabi enfeksiyonlara yatkınlık, damar sertliği ve felce kadar birçok hastalığa ve ölümlere neden olabilir.
Aretaeus’un şeker hastalığına getirdiği tanımlama hastalığı çok iyi kavradığını göstermektedir. Kapadokyalı hekim bu hastalığı anlatırken “…etlerin ve uzuvların sulanarak idrar haline geçmesidir” demektedir. Ona göre bu hastalığa tutulan kişiler “su içmeye asla doyamaz ve idrar etmekten kendini kurtaramaz. Çünkü sıvılar vücudundan süzülerek dışarı akar. Böbrekler, mesane, idrar yolları sanki genişçe açılmış birer kanaldırlar.” Aretaeus, bu hastalığa yakalananlar için “zayıflamayı takiben ölüm kaçınılmaz olmaktadır” demektedir. Diabetin, pankreas salgılarından insülin ile bağlantısı 1889 yılında anlaşılmıştır. 1921 yılında insülin bulunmuş, 1964 yılında ise insülin sentezlenerek şeker hastalarında kullanılmaya başlanmıştır.
1973 yılında Kayseri ve Göreme’de, “1973 Diabet Günleri” adı altında bir kongre düzenlenmiştir. Türk Diabet Cemiyeti Başkanı Prof. Dr. Celal Oker, açılış konuşmasında kongrenin Kapadokya’da düzenlenmesinin amacının “Aretaeus’un diabet alanındaki tarihsel değerini yeniden hatırlatmak” olduğunu söylemiştir.

Migren
Yarım baş ağrısı şeklinde kısaca ifade edebileceğimiz migren, kimi zaman oldukça basit ve dayanılabilir ağrılar halinde görülürken,  çoğunlukla büyük ölçüde acı veren, beraberinde birçok belirtiler de gösteren bir klinik tablo sunmaktadır. Bunların içinde en önemli olanı, ağrı sırasında beynin bir bölümünün etkilenmesinden kaynaklanan görme, konuşma ve işitme bozukluklarıdır. Migren olarak bilinen hastalık, insanlık tarihinin bilinen en eski hastalıklarından biridir. MÖ. 1200 yılında Mısır’da papirüs üzerine yazılmış bir metinde ilk kez migrenden bahsedildiği saptanmıştır. Hipokrat  migrene tanım getirmiştir. Ancak migren konusunda bilimsel olarak kabul edilmiş en eski tanımlama Kapadokyalı Aretaeus’a aittir. Aretaeus, migreni, mide bulantısı, halsizlik, baş dönmesi ve gün ışığına karşı tahammülsüzlükle birlikte ortaya çıkan ve başın bir tarafında görülen baş ağrısı olarak tanımlamıştır. Aretaeus’dan 50 yıl kadar sonra bu hastalık için “kafatasının yarısı” anlamına gelen “hemigranea” sözcüğünü kullanmıştır. Bu sözcük, zamanla “migren” halini almıştır.

Mani ve Melankoli
Bir psikolojik hastalık olarak karşımıza çıkan mani ve melankoli (depresyon) kavramlarını ilk kez tanımlayan Hipokrat olmuştur. Aretaeus ise, mani ve melankolinin aynı hastalığın iki farklı durumu olduğunu belirlemiştir. Mani ve melankolinin sirküler özelliğini ilk gösteren kişi Aretaeus’dur. Bu görüş bugünkü bipolarite kavramının temelini oluşturmaktadır. Ayrıca Aretaeus melankolide saldırganlığın belirli bir rol oynadığını, bu saldırganlığın intihar ile bağlantılı olduğunu vurgulamış ve maninin her zaman melankolinin bir sonucu olmadığını söylemiştir. Bipolar bozukluklar, belli bir düzen olmaksızın tekrarlayan manik ve depresif ya da her ikisinin karması şeklinde görülebilen ve bu geçişler sırasında kişinin tamamen sağlıklı durumuna da dönebildiği kronik seyirli bir hastalık olarak tanımlanmaktadır.

Egzersizle indüklenen Bronkospazm
Özellikle spor yapan kişilerde ortaya çıkan bu durum basit şekilde egzersize bağlı olarak sonrasında gelişen nefes daralması olarak tanımlanabilir. Egzersiz ve akut hava yolu daralmasının gelişimi arasındaki ilişkiyi ilk tanımlayan kişi Aretaeus olmuştur. Aretaeus’dan çok sonra 1966 yılında Mc. Neil ve arkadaşları bu durumu tıbbi bir fenomen olarak belirlemişlerdir. Buna göre hastalık klinik olarak egzersizin bitmesinden hemen sonra bronkospazm yakınması ile başlar ve yaklaşık 8-15 dakikada zirveye ulaşır.

Trakeotomi
Gerekli durumlarda hava yolunun sağlanabilmesi amacıyla trakea ön duvarında cerrahi yolla yapılan açıklıklara trakeotomi denilmektedir. Ölümün nefes almanın sona ermesi ile gerçekleştiğini gören insanlar nefes yolunu açık tutabilmenin önemini kavramışlardı. Trakeotomi konusunda ilk bilimsel kayıt M.Ö 100 tarihinde Asclepidias tarafından yapılmış olanıdır. Bundan yaklaşık 250 yıl kadar sonra Aretaeus bu metodun hatalı olduğunu bildirmiş ve trakede açılan bir deliğin kendiliğinden kapanmayacağını belirlemiştir. Kendinden sonra gelen Antyllus, bu görüş ışığında deliğin nereden ve nasıl açılırsa kapanabileceğini saptamıştır. Günümüzde de kullanılan yöntem Antyllus’un yöntemidir.

Çölyak (celiac) hastalığı
Buğday, arpa, yulaf ve çavdar gibi yiyeceklerin içinde bulunan gluten adlı bir proteinin neden olduğu bağışıklık sistemine bağlı bir bağırsak hastalığı olarak tanımlanabilir. Bağırsak içinde iltihap gelişir ve bağırsak bazı besin maddelerini emip kana karıştıramaz. Bu hastalığı ilk kez tanımlayan ve “koilliakos” adını veren Kapadokyalı hekim Aretaeus’dur. 1856 yılında Arateaus’un kitabını Yunanca’dan İngilizce’ye çeviren Francis Adams, “koilliakos” kelimesini “celiac” olarak çevirmiştir. Daha sonra “celiac” adı bu hastalığı tanımlamak için kullanılmıştır. Kelime Türkçe’ye çölyak olarak yerleşmiştir.

Not: Bu yazı Peribacası Kapadokya Kültür ve Tanıtım Dergisi’nin Mayıs 2010 sayısında yayınlanmıştır. Derginin telif hakları ile korunmaktadır. Hiçbir şekilde kopyalanamaz. www.cappadociaexplorer.com

 

Okunma Sayısı Okunma Sayısı: 6439 Eklenme Tarihi Tarih: 2010-08-22






Nevşehir Hava Durumu
Seçimi Hatırla
İl Seç
İstatistik
Toplam : 65315799 ziyaretçi
Bugün : 8067 ziyaretçi
Dün : 47513 ziyaretçi
S. Yükleme Süresi : 0.43 sn

toplu mail


Copyright 2009 - Tüm hakları saklıdır. Sitemizdeki tüm fotoğraf, yazı, doküman ve düşünce ürünleri 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Kaynak gösterilerek dahi kopyalanamaz. Aksine davrananlar hakkında avukatımız aracılığı ile hukuki takibat yapılacaktır.
 

cappadocia@cappadociaexplorer.com