English
Menü
Kapadokya Rehberi
Peribacası Dergisi
Peribacası Kapadokya Yayınları
Kapadokya Firmaları
Kapadokya Fotoğrafları
Kapadokya Fotoğrafçıları
Kapadokya Haritaları
Kapadokya Karikatürleri
Kapadokya ve Sanat
Kapadokya Yazıları
Kapadokya Yayın Arşivi
Kapadokya Efemera Arşivi
Kapadokya Video-Film Arşivi
Sosyal Medya Adreslerimiz
Sivil Toplum Kuruluşları
Önemli Telefonlar ve Linkler
Site Güncellemeleri
Firma Arama
Şehir
İlçe-Belde
Hizmet Alanı
Firma
Anket

Sanat ve müzik festivalleri Kapadokya'ya olan ilginin artmasını sağlıyor mu?
       
Evet.
Hayır.
Mail List
Yeni Kayıt
Şifremi Unuttum

KAPADOKYA'DA ORGANİK TARIMIN ÖNCÜLERİ

KAPADOKYA

Yazan: Ayça Olcaytu İşçen
Ağustos 2008

Pazara, manava ya da markete gidiyorsunuz; kıpkırmızı domatesler, yemyeşil biberler, sapsarı muzlar, çeşit çeşit meyve ve sebzeler göz alıcı bir şekilde dizilmiş sizi bekliyor. Alıp eve geliyorsunuz. Bir domatesi kesiyorsunuz, o da ne? İçinden sapsarı ve sert bir doku çıkıyor. Bir umut biberlere uzanıyorsunuz. Kalın kabuklarını kesebilmek için önce bıçağınızı bilemeniz gerekiyor. Muzlardan hiç bahsetmeyelim. Kokusuyla ve tadıyla baş döndüren, çocukluğumuzun erişilmez meyvesi muz gitmiş, yerine gelen şeyi adlandırmak mümkün değil. Bundan bıktıysanız, ‘gerçek meyve ve sebze’ yemek istiyorsanız, organik tarım konusunda bilgilenmenizin zamanı gelmiş demektir.

İnsanoğlunun varolan tarım arazilerinden en yüksek seviyede ürün alma sevdası kimyasal gübrelerin ve ilaçların keşfedilmesini sağladı. Kısa süre içinde bunların kullanımı kontrolsüz bir biçimde artınca önce topraklar, sonra yeraltı suları kirlendi; ardından elde edilen ürünler hastalandı, genetikleri bozuldu ve özlerini yitirme noktasına geldiler. Buna tepki olarak doğan organik tarımın (biyolojik veya ekolojik tarım olarak da kullanılıyor) uygulayıcıları, bozulan doğal dengeyi yeniden oluşturup korumayı amaçladılar. Kimyasal gübre ve ilaçların yerine bitki atıklarının değerlendirilmesi, yeşil gübreleme, organik atıkların kullanılması, hayvan gübresi ve biyolojik kontrol gibi yöntemleri esas olarak seçtiler. Üretimden tüketime kadar her aşamada kontrol mekanizmasını işleterek geliştirdikleri sertifikalandırma sistemiyle organik ürünleri fark edilir kılmayı başardılar. Günümüzde organik ürünlere sadece tarım sektöründe değil, gıda, sağlık, kozmetik, tekstil ve temizlik gibi sektörlerde de rastlanıyor.
Dünyada 1930’larda İngiltere’de kontrollü olarak başlayan organik tarım, Türkiye’ye ancak 1980’lerin başında geldi. İlk kez Ege Bölgesi'nde başlayan uygulamalar zaman içinde arttı. 2007 yılı verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 93 bin hektarlık alanda organik tarım yapılıyor. Henüz dünya sıralamasında gerilerde olsak da insanların gittikçe bilinçlenmesi ve sağlıklı ürünler tüketmeyi tercih etmeye başlaması nedeniyle gelişimin hızlanacağından umutluyuz.   1 Aralık 2004 tarihinde çıkan 5262 sayılı ‘Organik Tarım Kanunu’ ile yasal bir çerçeveye oturtulan çalışmalar, Tarım Bakanlığı’nın öncülüğünde, çoğunluğu İzmir’de olan kontrol ve sertifikasyon kuruluşlarının denetiminde yürütülüyor. Bir ürünün organik ürün olarak satılabilmesi için bu kuruluşlardan biri tarafından onaylanmış olması ve ambalajında ‘Organik Tarım-Türkiye Cumhuriyeti’ yazılı logonun bulunması gerekiyor. Üstünde doğal, hormonsuz, köy ürünü, saf gibi tanımlamalar bulunan ürünlerin hiçbir garantisinin olmadığı sürekli olarak yapılan uyarılar arasında.
Kapadokya bölgesinde organik tarım çalışmaları daha da yeni. Şu anda Kapadokya’da organik ürün sertifikalı tek üretici olan Osman Yüksel, belgesini Haziran 2008’de aldı. Daha önce bir yetiştiriciye belge verildiği ancak sonradan iptal edildiği de biliniyor. Yoğun olarak yapılan patates tarımı sonucunda yaşanan sıkıntılar nedeniyle üreticiler tarafından yavaş yavaş benimsenmeye başlanan organik tarım sayesinde bölgede çilek, brokoli gibi pek çok farklı ürün yetiştiriliyor.
Kapadokya’da organik tarıma gönül vermiş Osman Yüksel, Ömer Tosun ve Ahmet Yiğitoğlu ile yaptığımız görüşmeler sizleri bu çabaların tarihi ve bugünü hakkında bilgilendirmeyi amaçlıyor. Dileğimiz bu çalışmaların tüm Türkiye’de artması ve hayatımızda sadece doğal olanın yer alması.

Osman Yüksel
Kapadokya’nın tek sertifikalı organik ürün yetiştiricisi

Osman Yüksel gibi çok yönlü birini tek ünvanla anlatabilmek kolay değil aslında. Araştırmacı gazeteci, yazar, turizmci, organik ürün yetiştiricisi ve öğretim görevlisi. Ama biz konumuz nedeniyle, her işine olduğu gibi organik tarıma da gönülden bağlanmış, ciddiyetle ve titizlikle emek veren, Kapadokya’da organik tarımı geliştirmeye çalışan Osman Yüksel ile Avanos’daki çiftliğinde sadece bu yönünü ele aldığımız bir sohbet yaptık.

Peribacası Dergisi: Organik tarım işine nasıl merak saldınız?
Osman Yüksel: Tarıma başlamamın 15 yıllık bir geçmişi var. Kapadokya bölgesinde patates ekile ekile topraklar kirlendiğinden, hastalıkların başladığı yıllar 1994’lü yıllardır. O zaman kimse bunu fark etmedi, ya da etti ama önemsemedi. Patateste yavaş yavaş elde çıkan siğillere benzeyen çıkıntılar oluşmaya başladı. Patates siğili de denen hastalık literatürde kist nematod diye geçiyor. Bu hastalığın iyileşmeyeceğini ve diğer tarlalara çok kısa sürede bulaşarak tohum alışverişiyle hızla yayılacağını bildiğimden münavebeli ekime geçelim, patates yerine hiç değilse bir bakliyat ekerek toprağı zenginleştirelim dediğimde kimse kulak asmadı. İlk olarak ben çilek ürününü denedim. Buralı olan ve Hollanda’da çalışan ‘Kazağın Hüseyin’ 10-15 tane çilek fidesi getirip evinde büyütmüştü. Her yıl geometrik şekilde artarak büyüyen bir meyvedir çilek. 4, 16, 32 diye gider, üç yıl içinde tüm tarlanızı kapatacak boyuta gelir. Fideleri dağıtmaya başlayınca hemen alarak Göre’de çilek ekimine başladım. Çok hızla büyüdü, iki sene içinde 6 dekarlık koca bir tarlayı kapattı.

Peribacası D.: Bu toprakta daha önce patates ekilmiş, kimyasal gübre kullanılmış mıydı?
Osman Y.: Tabii. Her tür kimyasal gübre ve ilaç kullanılmıştı. Yıllarca patates ekilmiş, yoğun yorulmuş bir topraktı. Ama çilek toprak seçmez. Çok arsız bir şey, saksıya eksen yandaki saksıya atlayıp büyür. İnanılmaz bir verim elde etmemize rağmen çilek ekimi için on yıl boyunca kimseyi kandıramadım. İlk ikna edebildiğim kişi ortak tarım yaptığımız arkadaşım Ali’dir. Baktı ki o artık bütün topraklar hastalandı, devlet işe elini atıp yasaklamalardan söz edilmeye başladı, o esnada ikna oldu. Geçen yıl bildiğim kadarıyla 125 bin dekar alanda patates ekimi 25 yıl süreyle yasaklandı, patates siğili hastalığı yüzünden. Şimdi bu yıl siyaseten açılacağı yönünde duyumlarım var, çok üzülüyorum tabii ki. Çünkü 3-5 senede geçecek bir şey değil. Islah süresi 25 yıl. Tarımsal kirlilik Kapadokya bölgesinde inanılmaz boyutlara ulaşmış; Türkiye genelinde hava kirliliğinin %49’u tarımsal faaliyetlerden oluyor. Kimyasal gübreler doğrudan yeraltı sularına karışıyor. Pompalarla çekilip aynı tarlaya verilen bu yeraltı suyu buharlaştığında ozon tabakasına karışıyor. Tarımda kullanılan kimyasal ilaçlar, yani pestisitler ise birim şeklinde havaya yayılıyorlar. Sanıyorum, 1 gr pestisit havada insana ulaşıncaya kadar 1 milyon birime çıkıyormuş. Senin kullanmaman yeterli değil, komşun kullanıyorsa o da geliyor sana. Daha sonra insan üzerinde nörolojik bozukluklar da dahil olmak üzere kansere kadar varan birçok hastalığa neden oluyorlar. Biz deli miyiz? Ben deli değilim, olmak istemedim. Bu nedenle de “pestisit ve kimyasal gübre kullanmayacağım, sağlıklı ürün yemek istiyorum” dedim. Kimyasalların yerine ABD’den ithal edilen ve mikrobiyal gübreler sınıfıyla Türkiye’ye giren azotobacter’i kullanmaya başladım. Bir tür bakteri olan azotobacter havadaki azotu alıp bitkinin kullanabileceği hale getiriyor. Böylece insanların benimsemeye başlamasıyla çilek tarımı bölgede ilerledi. Göre’den sonra Derinkuyu, Misli, Kaymaklı, Ürgüp-Damsa yörelerinde oldukça yaygınlaştı. Bölge artık kendi ihtiyacını karşıladığı gibi Ankara’ya, Antalya’ya çilek vermeye başladı. Benim için çok sevindirici bir şey. Üç yıl önce de bir organik tarım sertifikasyon kurumuna başvurarak bilgi alıp çalışmalara başladım. Bu süreç sonunda haziran 2008’de diplomamızı aldık. Son denetimler yapıldı, numuneler alındı; sıfır kirlilikle, alnımızın akıyla Avanos’dan çıktık. Şu anda Kapadokya’daki tek organik tarım sertifikalı üretici benim. Göre’deki tarla ise geçiş sürecinde. Şöyle diyelim; sınıfı geçti ama daha mezun olamadı.

Organik ürün pazarı

Peribacası D.: Üç yıllık sertifikasyon süreci nasıl işliyor?
Osman Y.: Her yer için geçerli değil 3 yıl. Mesela, İstanbul’da Ömerli Barajı’nın kenarında arkadaşımla birlikte ortaklaşa ektiğimiz 40 dekarlık alan organik tarım sertifikasyonuna hemen geçti. Köy tüzel kişiliğinden kiraladığımız bir mera burası; dört tarafı orman, en az 100 yıldır da ekilmiyor. Bunu ispatlarsanız hemen sertifikasyona geçilebilir. Daha önce ilaçlı, gübreli tarım yapılmış alanlarda temizlenme süreci 3 yıl. Uluslararası standart bu. Göre’deki çilek tarlası öyle bir yer. Avanos bir yılda geçti. Gezin şimdi her taraf uğur böceği, komşuda yok. Bitkilere zarar veren yeşil böceği yiyen uğur böceği kimyasal ilaç kullanmadığım için çoğaldı. Biyolojik mücadele kendi ortamında başladı bile. Kimyasalların %90’ı bu yeşil böcekleri yok etmek için kullanılıyor. Oysa bir uğur böceği sanırım günde 15-16 tane yeşil böcek tüketiyor. Uğur böceği dünyada organik tarımın simgesidir zaten.

Peribacası D.: Toprak tamam, ürün yetiştirmeye başladınız, ilk ürünler çıkınca sertifikasyon şirketi gelip alıyor, kontrole götürüyor. Kaç kere ürün kontrolü yapılıyor?
Osman Y.: Bir kere hasatta kesin. Yaprak ve toprak örneği de önemlidir ama hasattaki denetimin önemi sertifikasyon kuruluşunun ürün miktarını görmesidir. Örneğin, bir ton kayısı yetiştirdiysen o bir ton kayısına etiket verir. Yoksa işin hilesi çok olur. Pazardaki ürün de daha pazara girmeden sertifikasına ve etiketine bakılarak kontrol ediliyor. Dolayısıyla organik ürün pazarlarındaki ürünün tamamı güvenlidir. Ancak tehlikeli bir durum var, ben bunu bu dergi aracılığıyla kamuoyuna bir kez daha duyurmuş olayım; normal semt pazarlarında tezgahlarda ‘organik tarım’ diye yazılar görüyorum. Tarım Bakanlığı’nın belediyelere yapacağı bir yazı aracılığıyla zabıta müdürleri uyarılırsa etkin bir denetim yapılabilir. Halkı bu konuda yanıltmanın 10 bin YTL para cezası var.

Peribacası D.: Organik pazar demişken sormak isterim; Ankara Çankaya’daki Ayrancı Pazar yerinde 29 Haziran 2008’den beri her pazar günü yapılan organik ürün pazarına siz de katılıyor musunuz?
Osman Y.: Evet. Pazarda Efor Turizm adına 6 tane tezgahımız var. Ayrıca, danışmanlık da yapıyorum. Organik ürün pazarlarının tamamı sebze sıkıntısı çekiyor. İstanbul’daki pazar da benden ürün talep ediyor. Ayrancı pazarında on kadar ürünümüz satılıyor. Genelde organik ürünler pahalıdır. Pahalılığı da şunlardan kaynaklanıyor; sertifikasyon kuruluşunun aldığı ücret, kontrol ve tahlil ücretleri var. Kontrol elemanının geliş-gidiş, konaklama giderleri karşılanıyor. Ürününüzün yarısı kurtlu olabiliyor, böylece yarısını sunabiliyorsunuz pazara. Dolayısıyla fiyat üçe katlanıyor. Ama ben pazara doğrudan üretici olarak gitmenin avantajını kullanacağım. Söz veriyorum; çok kısa süre içinde konvansiyonel tarımla elde edilen ürünlerin fiyatına yakın fiyatlarla bu ürünleri insanlara yedireceğim.

“Göre’deki tarlamda, günlük satış tutarı 5 yüz YTL”

Peribacası D.: Peki çilekten sonra diğer ürünlere geçişiniz nasıl oldu?
Osman Y.: 2005 yılında çeşitleri çoğaltmaya başladım. Şu anda bölgede patatese alternatif olarak yetiştirdiğimiz çeşitler kaçı bulmuş sayalım; brokoli hemen arkasından geldi. Bizim çileğimiz ve brokolimiz Türkiye’de başka yerlerde olmadığı zaman yetiştiğinden turfanda özelliğinde yetişiyor. Kırmızı lahana, karnabahar kış sebzeleri olduğu halde yazın yetiştirdiğimiz sebzeler. Lahana, taze fasulye ektik. Bu sene fasulye ekimi 20 bin m2yi geçti. 20 bin m2nin üzerinde de bezelye ekimimiz var. 60 bin m2 karpuz ekimimiz var, bölgede 12-13 kiloluk karpuzlar yetişiyor. Patlıcan, biber, domates vb. katarsak 15’e yakın ürün çeşitliliği var. Bu söyleyeceklerimi yazmanızı isterim; Göre’deki tarlamda, günlük satış 5 yüz YTL. Çok sapa ve şehre uzak bir yer olmasına rağmen günlük tarla satışı rakamı bu. Toptancıya verilen mal hariç bu rakamdan. Ürünümüzün %90’ını Nevşehir’deki bir marketler zinciri alıyor ve tüketiyor. Ürünümüzün tamamını alıp tüketebilecek kapasiteye sahipler ama manavları ve ayakta gelen müşteriyi küstürmek istemediğim için bir bölümünü ayırıyorum.

Peribacası D.: Siz akademik bir kariyere de sahipsiniz bu konuda.
Osman Y.:
Evet, Kapadokya Meslek Yüksekokulu’nda Organik Tarım Bölümü’nü kurdum ve program başkanlığını yapıyorum. İmece usulü bir okul biliyorsunuz, herkes bir bölümü alıp yürütüyor. İlk öğrencilerimizi de bu yıl aldık. Aslen iletişim fakültesi mezunuyum. Genel ve teknik iletişim, organik tarımın temel ilkeleri, agroeko turizm gibi dersler veriyorum, teknik ve zirai derslerle ilgim yok ama tarımsal uygulamaların neredeyse tamamını ben yapıyorum. Bir de doğadan toplama dersinin uygulamasını veriyorum. Türkiye genelindeki tarım il müdürlükleri bünyesinde organik tarımla ilgili yeterli personel olmaması sıkıntı yaratıyor. İlaç sorarsanız cevap alamıyorsunuz. Bu nedenle bölgenin neredeyse tamamı, hatta Niğde-Ulukışla’ya kadar olan bölgede herkes bana soruyor ne yapacağını. Yardımcı olmaktan mutluyum çünkü bu işin daha da yaygınlaşmasını, girişimcilerin çoğalmasını istiyorum.

Peribacası D.: Merak ettiğim bir nokta daha var. Türkiye genelinde yaşadığımız su sıkıntısı tarımı ne ölçüde etkileyecek?
Osman Y.:
Maalesef tarımsal faaliyetler konusunda ülkemizin bir su rejimi yok. Mesela, Derinkuyu, Misli, Göre’ye kadar olan ovada 2 bin elektrik abonesi var. Elektriği devlet veriyor. Oysa kuyularımızın hiç birinin ruhsatı yok. 2 bin kuyu sahibinin hiçbiri DSİ’ye başvurup ruhsat almamış. Dileyen dilediği yeri kazmış, yeraltı suyunu bitirmiş, kirletmiş, 50 m’den başlamışlar su çekmeye, şu anda 350 m’den çekiyorlar. Seneye 400 olacak ve 400’ün altında su yok. Devletin kaçak kuyuyu kapatacağına bir de üstüne elektrik getirmesi anlaşılabilir bir şey değil.

Tarım alanı: Avanos’da 10 bin m2, Göre’de 6 bin m2, İstanbul Ömerli Barajı’nın kenarında 40 bin m2 olmak üzere toplam 56 bin m2
Yetiştirdiği ürünler: Çilek, brokoli, domates, cherry domatesi, biber, çok renkli dolma biber, bezelye, patlıcan, karnabahar, kabak, salatalık, patates, marul, maydanoz, roka, kayısı, erik, üzüm, ceviz, kırmızı ve sarı kiraz.

Ömer Tosun
“Organik tarım bir zorunluluk haline geliyor”

Museum Hotel, Lil’a Restaurant, Cross Golf, Matiana Turizm ve Indigo Halı’nın sahibi olan Ömer Tosun, Kapadokya’da yaptığı örnek çalışmalara bir yenisini daha ekledi. Uçhisar’da organik tarım yapmaya başlayan Ömer Tosun, doğaya, çevreye ve insanlara karşı sorumlu bir turizm anlayışına sahip olduklarını söylüyor.

Peribacası Dergisi: Bu kadar işinizin arasına, organik tarım gibi gönüllü çaba ve sabır isteyen bir uğraşıyı katmak nereden aklınıza düştü?
Ömer Tosun:
Öncelikle biz yapı olarak doğa hayranıyız. Doğaya, çevreye, insanlara karşı sorumlu bir hizmet anlayışını uygulamaya çalışıyoruz. Geçen sene dünya lüks fuarında Mr. Motti ile tanıştık. Kendisi dünya çapında ekooteller kuran, konusundaki üst düzey kişilerden birisi. Gelip otelimizi inceledi, ondan da çok bilgi aldık ve gördük ki verdiğimiz hizmeti en iyi tanımlayan şey ‘responsible luxury’. Bu bakış doğrultusunda sebze-meyvemizi de kendimizin üretmesi gerektiğini düşündük. Çünkü, köylerden sebzeyi getiriyorlar içinde çekirdeği bile yok. Allah aşkına bunun her tarafından yemek yapsanız ne olur! Ben Mustafapaşa’da bahçeler içinde büyüdüm. İçinde kuyusu olan 6 bin m2 bahçemiz vardı, her türlü sebzeyi yetiştirirdik. Gerçek sebze kokusunu biliyorum, bizi bunlarla kandıramazlar. Ayrıca biz yıllardır türkü derler gibi yemek derliyoruz. Bünyemize dahil ettiğimiz köylü Şerife hanım, köylerde pişirilen tandır ekmeklerinden yemeklerine kadar araştırıp buluyor, biz de burada pişirip misafirlerimize sunuyoruz. Kaybolmaya başlayan yemekleri yeniden kendi mutfaklarımıza kazandırmaya çalışıyoruz. İyi yemek için iyi malzeme gerekir. İş başa düştü, öncelikle amatör olarak otelimizin hemen altındaki bahçelerimizde kendi sebzelerimizi yetiştirmeye başladık. Arkasından tarım alanımızı genişleterek profesyonelleşmek amacıyla Kapadokya Meslek Yüksekokulu’nun Organik Tarım bölümüyle bağlantıya geçtik. Onlar da uygulama çalışmaları için böyle bir yer aradıklarını söyleyince bahçemizi onlara tahsis ettik, şimdi birlikte çalışıyoruz. Bütün giderlerini biz karşılıyoruz. Öğrencilerimize kayadan oyma bir sınıf da verdik. Bölümün 7-8 öğrencisi var; inşallah o çocuklar buralarda yetişecekler. Ayrıca, organik ürün sertifikası almak için de başvuracağız.

“Doğal su arıtma sistemi de yapacağız”

Peribacası D.: Elde edeceğiniz ürünleri sadece işletmenizin ihtiyacı için mi kullanacaksınız?
Ömer T.: Öncelikle, misafirlerimizin kendi öğlen ya da akşam yemeklerinde kullanılacak sebzeyi isterlerse bahçeden toplamalarını arzu ediyoruz. Ayrıca, misafirlerimize yöresel yemeklerin nasıl pişirildiğini öğrettiğimiz yemek programlarımız var. Önce o mis gibi organik sebzeleri ve meyveleri bahçeden toplayacak sonra da yine kendisi pişirecek. Önemli bir şey daha yapacağız. Otellerin su tüketimi çok fazla. Türkiye artık su fakiri bir ülke; bu kaybı önlemek için bir doğal arıtma sistemini burada kurmaya çalışıyoruz. Doğal su arıtma sistemi şu: Bunun için oluşturulacak bir alanda saza benzeyen bitkiler yetiştiriliyor. Atık su bu bahçeye gönderiliyor ve sazın içindeki bakteriler suyu temizliyor. Bu temiz suyu depolayıp, bahçe sulama, temizlik vb. alanlarda yeniden kullanabiliyorsunuz ve arkasından aynı suyu tekrar tekrar arıtabiliyorsunuz. Kesinlikle koku yapmıyor. Bunu gerçekleştireceğiz inşallah. Zaten bahçede de şu anda damlama sulama sistemini kullanıyoruz.
Peribacası D.: Bu çalışmanız sorumlu turizmin hakikaten önemli bir örneği.
Ömer T.: Teşekkür ederim. Antalya bölgesindeki büyük otellerin doğal arıtma sistemleri kurmaya başladığını öğrendik. Bu konuda Türkiye’de olmasa da Kapadokya’da öncü olacağız. Hepimiz kendi yöremize bir şeyler yapmaya çalışırsak gelişiriz diye düşünüyorum.

Peribacası D.: Organik tarımın bölgedeki geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Ömer T.: Örnekler çoğalacak, sonra insanlar yavaş yavaş buna girme konusunda kendisini mecbur hissedecekler. Ticari anlamda da bakarsanız bunun alıcısı da başladı artık. İnsanları ne kadar çok bilinçlendirirsek onlar alıcıya dönüşüyorlar. Böylece üretici de artacak. Bilinçli alıcı üreticiyi teşvik eder. Alıcı güçlenirse satıcı da güçlenir. Ayrıca organik tarım bir zorunluluk haline geliyor. Anadolu meyve sebze deposu ama tohum ithal eder hale gelmişiz. Tehlike sinyalleri çalıyor yani. Onun için organik tarımı geliştirmemiz, kaybolmaya yüz tutan ürünlerimizi yetiştirmemiz lazım. Örneğin, bir süredir tavşanbaşı elmasının peşindeyim. Fidesini bulur bulmaz dikmek istiyorum.

Tarım alanı: Yaklaşık 4 bin m2.
Yetiştirdiği ürünler: Domates, çeşitli biber, patlıcan, çilek, kabak, marul, roka vb, fasulye, kayısı, dut, elma, ceviz, vişne, ayva ve badem.

Ahmet Yiğitoğlu
“Eko turizmin Kapadokya’da gelişmesine vesile olabilirsek ne mutlu”

Ürgüp’teki Yusuf Yiğitoğlu Konağı ile Ortahisar’daki Burcu Kaya Oteli’nin sahibi Ahmet Yiğitoğlu, Kapadokya’da çalışkanlığıyla tanınan bir isim. Onu dinlenirken ya da aynı anda sadece bir işle uğraşırken hiç görmedik. Bunca koşturmacanın arasında Ortahisar yakınlarındaki organik tarım alanında gerçek lezzetinde meyve ve sebzeler üretmeyi de başarıyor.

Peribacası Dergisi: Organik tarım yapma fikri nasıl gelişti?
Ahmet Yiğitoğlu: Çocukluğumda bağ-bahçemiz vardı, annemle birlikte yörenin muhtelif ürünlerini yetiştirirdik. Turizm sektörüne girip de otel işletmeciliğine başladıktan sonra bu işi daha geniş bir alanda yapıp ürünleri de otellerimde kullanmak istedim. Böylece 3 yıl önce, yaklaşık 30 yıldır ekilmemiş, dikilmemiş bu alanı satın aldım. Toprağa 30 yıldır hiçbir kimyasal verilmemiş olması büyük bir şanstı. Önce 1800 elma ağacı diktik, ikinci sene o elmalarda ürünü gördüğümüzde bize şevk geldi. Arkasından, kiraz, badem, şeftali, kayısı diktik. Bunlar da üçüncü sene ürün verdi; motivasyon gittikçe artıyor, otelde başka ne kullanabiliriz diye düşündük. Domates, biber, salatalık, patlıcan ektik. Ayva diktik, ayva tatlısı için. Kışlık elmaları soğuk hava depolarında saklayıp ilkbahara kadar sunabiliyoruz. Kızartmalık ve yemeklik patates diktik. Balkabağı ektik, onları da saklıyoruz tatlı yapmak için. Çekirdek kabağı ektik misafirlere ikramda kullanıyoruz. Burada her şeyi naturel bir şekilde üretelim istiyorum. Bunu da başardık gibi.

Peribacası D.: Ürün fazlasını ne yapmayı düşünüyorsunuz?
Ahmet Y.: Birinci hedefim, ürün fazlasını turşu, reçel, salça yaparak, kurutarak kışın otellerimde değerlendirmek. Dedelerimizin ninelerimizin yaptığı gibi, hiçbir şeyi ziyan etmeyip, kullanmak. Örneğin, üzümün fazlasını hiçbir katkı maddesi koymadan şarap yaptım, çok değişik, güzel bir tadı oldu. Belki Ürgüp’de organik ürünler satan bir dükkan açılabilir. Çünkü buraya gelen insanlara zaten kuru kayısı, ceviz, kuru üzüm, kabak çekirdeği satıyoruz. Neden daha geniş kapasiteli olmasın? Gelen yabancı misafirlerimize burayı gezdirdiğimiz zaman otelde gönül rahatlığıyla yiyip içiyorlar, çok da mutlu oluyorlar. Ayrıca yiyecek artıklarını, domates, salatalık vb. kabuklarını kullanarak organik gübre üretmek istiyorum.

Peribacası D.: Organik tarımla ilgili sertifikasyon çalışmanız başlamış. Hangi aşamadasınız?
Ahmet Y.: Ankara’da bir firmayla anlaşma yaptık. İlk etapta toprakta kimyasal gübre kullanılmadığını belgeledik. Arkasından toprak ve su tahlillerini yaptırdık. Suyumuzun içilebilir olduğu onaylandı. İşlemler devam ediyor.

“Ağaçlara çocuğum gibi bakıyorum”

Peribacası D.: Peki fide, tohum bulmakta zorlandınız mı ya da başka sorunlarınız oldu mu?
Ahmet Y.: Tamamen araştırmaya bağlı. Örneğin ağaçlarımızın hepsi tam bodur ve sertifikalı ağaçlar; Adana’dan aldım. Elmaları da Nevşehir İl Özel İdaresi’nin teşviğiyle diktim, çocuğum gibi bakıyorum onlara. her birinin neye ihtiyacı var, ne istiyor anlamaya çalışıyorum. Kitaplar alıyorum, talebe gibi ders çalışıyorum. Elma ağaçlarımızı dolu, kuş ve güneş yanığından korumak için üstlerine file çektik, çok da faydasını gördük. Biz burada şirin deriz, yapışkan bir şey olur ağaçlarda. Onun en büyük düşmanı uğur böceğidir. Kısmet olursa kutularla uğur böceği getirip bahçeye atacağım, şirinleri yok edecek. Böceği böceğe öldürteceğiz. Doğal dengeyi koruyacağız. Tozlaşma için de arı kovanı koydum. Hep soruyorum yaşlılarımıza, ne yaparlardı, nasıl çözüm bulurlardı? Gelen fikirler öyle güzel ki, deniyorum hepsi başarılı. İnşallah böyle şeyler bölgeye de örnek olur. Herkesi bağına bakmaya teşvik edebilirsek yemyeşil bir Kapadokya yaratabiliriz. Ayrıca, turizm alternatifleri sunulması lazım bölge için. Buranın gerek iklimi gerekse deniz seviyesinden yüksekliği yayla gibi, çok güzel.
Eko turizmin Kapadokya’da gelişmesine vesile olabilirsek ne mutlu.

Peribacası D.: Başka ekmeyi düşündüğünüz sebze ya da dikmeyi istediğiniz ağaç var mı?
Ahmet Y.:
Mesela bizim bir tavşanbaşı elmamız var, İstanbul armudumuz var, bunları araştırıyorum. Yani tamamen yörede daha önce ne ekilip dikildiyse onları araştırmaya çalışıyorum. Çünkü bizim insanımız şimdiye kadar onları ekmiş, toprağından bir şeyler çıkarmış, kurutmuş. Ortahisar’a indiğim zaman, kahveye otururum bazen, yaşlılar derler ki “ne içersin?” “Ben içmem, cebinizdekilerden verin” dediğim an bir cebinden ceviz, diğerinden kuru üzüm çıkar. Kuru üzümün, cevizin, hatta günkurusu dediğimiz kayısının besin değeri apayrı bir şey. Bunlar devam etsin istiyorum. İğde ağacı dikmeyi düşünüyorum; hem yoldan gelecek rüzgarı, tozu önleyecek, hem de güzel kokacak.

Tarım alanı: Yaklaşık 70 bin m2.
Yetiştirdiği ürünler: Elma, kiraz, badem, üzüm, şeftali, nektarin, kayısı, dut, armut, ayva, kuşburnu, çekirdeklik kabak, balkabağı, domates, biber, patlıcan, salatalık, patates, soğan, maydanoz, marul, roka.

Refayi Dağ
“Misafirlerimizin bahçemize ilgisi büyük”

Göreme merkezinde 20 yılı aşkın süredir hizmet veren ‘Orient Restaurant’ın sahibi Refayi Dağ, organik tarımın önemini fark edenlerden. Restoranının arkasındaki bahçede bu yıl yetiştirmeye başladığı ürünleri mutfağında kullanan Dağ, önümüzdeki yıl bir sertifika şirketine başvurmayı düşünüyor.

Refayi Dağ, yaklaşık bir dönüm büyüklüğündeki bahçesinde domates, salatalık, biber, patlıcan, fasulye, maydanoz, nane, roka gibi sebzeler yetiştiriyor. Meyvelerden kayısı, üzüm, dut ve ceviz var. Daha önce hiç tarımsal faaliyet yapılmamış olan bahçede güvercin gübresi kullanıyor. Bahçesindeki kuyuyu kullanarak damlama sistemiyle sulama yapıyor ve kimyasal ilaç kullanmıyor. Tamamen doğal yöntemlerle sebze ve meyve yetiştirmeyi hedeflemiş. Bahçenin restoran misafirleri tarafından ilgiyle karşılandığını belirten Dağ “Bazı misafirlerimiz bahçeye girip salatalarında kullanılacak malzemeleri kendileri topluyorlar. Onların bu coşkusu bizi de mutlu ediyor” diyor. Önümüzdeki yıl tarım alanını genişletip çeşitleri artırmayı ve sertifikasyon için başvurmayı düşünen Dağ, bu tür bir hizmetin ayrıcalık yarattığını, bölgede hizmet veren restoran, otel gibi kuruluşların yavaş yavaş organik tarıma geçmek zorunda kalacaklarını vurguluyor.

Not: Bu yazı Peribacası Kapadokya Kültür ve Tanıtım Dergisi’nin Ağustos 2008 sayısında yayınlanmıştır. Derginin telif hakları ile korunmaktadır. Hiçbir şekilde kopyalanamaz.
www.cappadociaexplorer.com

Okunma Sayısı Okunma Sayısı: 6250 Eklenme Tarihi Tarih: 2009-06-23

Osman Yüksel
Osman Yüksel


Ahmet Yiğitoğlu
Ahmet Yiğitoğlu


Ömer Tosun
Ömer Tosun


Refayi Dağ
Refayi Dağ




Nevşehir Hava Durumu
Seçimi Hatırla
İl Seç
İstatistik
Toplam : 31612523 ziyaretçi
Bugün : 8938 ziyaretçi
Dün : 16807 ziyaretçi
S. Yükleme Süresi : 2.2 sn

evlilik sitesi toplu mail stand hostesi Stromverteiler hazır site


Copyright 2009 - Tüm hakları saklıdır. Sitemizdeki tüm fotoğraf, yazı, doküman ve düşünce ürünleri 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Kaynak gösterilerek dahi kopyalanamaz. Aksine davrananlar hakkında avukatımız aracılığı ile hukuki takibat yapılacaktır.
 

cappadocia@cappadociaexplorer.com | web tasarım