İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi ve Güzel Sanatlar Bölüm Başkanı olan Prof. Dr. Şevket Dönmez, Demir Çağında Kapadokyadan Doğu Anadoluya göç edenleri Ermenilerin ataları olarak kabul edebiliriz dedi. Agos gazetesi Yazı İşleri Müdürü Ferda Balancarın sorularını yanıtlayan Dönmez, Amasya bölgesinde gerçekleştirilen kazılardan elde edilen bulgulara dayanarak görüşlerini aktardı. Söyleşinin tamamını aşağıda sizlerle paylaşıyoruz
1993ten bu yana Orta Karadeniz Bölgesinde arkeolog olarak araştırmalar yapan Dönmez, arkeoloji bölümünde öğrenciyken Doğu ve Güneydoğudaki kazılarda çalışmış. Arkeolog olarak mesleki tecrübesini daha çok Tokat, Amasya ve Samsundaki kazı ve araştırmalarda edinen Dönmez, 2007den bu yana Amasyadaki Oluz Höyükte kazılar yapıyor. Demir Çağı uzmanı olan Dönmezin önümüzdeki aylarda Anadolu ve Ermeniler: Kızılırmak Havzası Demir Çağı Toplumlarının Doğu Anadolu Yaylasına Büyük Göçü adlı bir kitabı çıkacak.
Öncelikle konunun uzmanı olmayan okurlar için Demir Çağı ile başlayalım. Demir Çağı hangi tarihsel dönemi ifade ediyor?
Demir Çağı dediğimiz dönem, Hititlerin yıkılmasından sonra başlayan dönemdir. Milattan Önce (MÖ) 1200den İskenderin Büyük Asya seferini başlattığı MÖ 330a kadar uzanan döneme, Demir Çağı diyoruz. Bu dönem, Frig ya da Urartu dönemi olarak adlandırılır. Bizim halen sürdürdüğümüz kazılarımızda daha çok bu yönde gelişiyor.
Ermenilerin tarihsel kökeniyle ilgili iki ayrı hipotez var. Birinci hipoteze göre, Doğu Anadolu Yaylası Ermenilerin anavatanıdır. İkinci hipoteze göre ise Ermenilerin anavatanı Kapadokyadır. Siz bu ikinci teze daha yakınsınız. Hangi bulgular, sizin için bu hipotezi daha geçerli kılıyor?
Sizin de belirttiğiniz gibi Ermenilerin kökeniyle ilgili iki ayrı hipotez var. Birincisi, kutsal kitaplara dayanıyor. Ermenistan ve Ermenilerin tarihiyle ilgili elimizde pek çok kaynak var. Bunlar özellikle Ermenilerin yazıya geçtiği Milattan Sonra (MS) 4. yüzyıldan sonraya ait. Bu kaynaklarla ilgili bilgiler derlenip toparlanmış durumda. Bunların en kapsamlısı Koreneli Movses (Ermenicesi: Khorenatsi Movses) ki Ermenilerin çok değer verdiği bir kaynaktır. İlk Hıristiyan rahiplerden biri olan Movses, benim araştırmalarıma göre Yunanistana da gitmiş. Grekçe ve Latinceyi çok iyi biliyor, yani Antik kaynaklara oldukça hâkim. Herodot ve Stragonu da çok iyi bilen Movses, Ermenilerin Nuhun torunu Hayktan türediklerini iddia ediyor. Hayk, tufandan sonra Babile gider. Babil, Nuh Tufanından sonra kurulan ilk kenttir. Hayk orada kulenin inşasında görev alır. Orası yıkıldıktan sonra tekrar geminin karaya oturduğu bölgeye gelen Hay, Ermenilerin atası olur. Bu, bugüne kadar arkeolojik kanıtlarla belgelenmiş bir şey değil. Fakat öte yandan kutsal kitaplara dayalı arkeoloji de var. Özellikle İsrail ve Ürdün civarında bu yönde çok önemli arkeolojik çalışmalar yapılıyor. Ancak henüz bu konuda bilimsel bulgulara ulaşılabilmiş değil. Kutsal kitaplara dayanan geleneksel tarih, herkesin saygı göstermesi gereken bir tarih; ancak bilim de durmuyor. Arkeoloji bir öğrenme süreci ve sürekli ilerliyor. Ben Demir Çağı uzmanıyım. Demir Çağını bilmek, Anadoluda Frigleri ve Urartuları bilmeyi de gerektiriyor. Hatta Frigya ve Urartu sonrası dönemleri de bilmeyi gerektiriyor. Öğrenciliğim sırasında Van ve Midyat civarında çalıştım. Öğrenciliğimden sonra da o bölgelerle ilişkimi hiç kesmedim. Orta Karadenize geçtikten sonra da her iki bölge kültürlerini bütüncül olarak değerlendirmeyi amaçladım. Bu süreçte öncelikle çanak çömlek gruplarını gözlemledim. Arkeolojide çanak çömlek grupları, çok önemli belgelerdir. Etnisiteye direkt etki eden bulgulardır. Etnik grupların kullandığı belli çanak çömlek grupları var. MÖ 600lerden sonra Anadoluda Pers egemenliği başlayınca, Orta Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde çanak çömlek gruplarında kültür birliği olduğunu fark ettim. Özellikle boya bezemeli çanak çömleklerde, her iki bölge arasında kültür birliği var. Bu dönem de tam olarak Perslerin Anadoluya geldiği dönem. MÖ 590larda Medler geliyor, ardından MÖ 546da da Persler... Çanak çömleğin kültür birliğinden yola çıkarak, Ermenilerin Kızılırmak Havzasından Doğu Anadoluya göç ettikleri teorisinin altyapısını hazırladım.
Sözünü ettiğiniz konunun arkeolojik bulgu tarafı, bir de tarihsel kaynak tarafı var. Sizin tezinizi destekleyen tarihsel kaynaklar var mı?
Ermenilerin Batı kökenli olduğu fikrinin babası, aslında tarihçi Herodottur. Herodot, Tarih yani Historia adlı kitabında, Ermeniler Friglerin Doğuya göçmüş bir koludur der. Yani Herodota göre Ermeniler, bir Frig kolonisidir. Bu noktada Herodotu çok iyi anlamak gerekir. Ermeniler, Friglerin Doğuya göç etmiş kolu ise, Batıda kalanlar neden Frig olarak kaldı ve Doğuya göçenler neden Ermeni olarak anılmaya başlandı; işte buralarda soru işaretleri çıkıyor. Herodot güvenilir bir kaynaktır. Bu bağlamda Herodotun yazdıklarıyla, çanak çömlek grubunun özellikle üçgen bezemeli, boya bezemeli çanak çömlek grubunun MÖ 6. yüzyıldan MÖ 4. yüzyıla kadar Doğu Anadoluya gittiğini fark ettim. Gerçekten de bu çanak çömlek grubu, Orta Anadoluda MÖ 6. yüzyılda görünüyor. Erzincan bölgesinde ise MÖ 5. yüzyılda görünüyor. Van Gölü Havzasında ise 4. yüzyılda görünüyor. Bu durum, 200 yıllık bir zaman diliminde geniş kapsamlı bir nüfus hareketi yaşandığını gösteriyor.
Peki, Batıdan Doğuya göç eden Frig kolonilerinin Ermenilerin ataları olduğunu nasıl biliyoruz? O çanak çömlek grubunu kullananların Ermenilerin ataları olduğu bilgisine nasıl ulaşıyoruz?
Teori net olmakla birlikte, kendi içinde bir sürü sorun barındırıyor. Biz Amasya bölgesinde kazı yapmamış olsaydık, bu keşiflerin ve hipotezlerin hiçbiri ortaya çıkmayacaktı. Bir arkeolojik kazı, bir sorunu çözerken bir sürü yeni sorun getiriyor. Herodot, Friglerin Doğuya göç ettiğini ve Ermenilerin de onların bir kolu olduğunu söylüyor. Kapadokya bölgesi, Frigya değil. Bu sorunun nasıl aşılacağı konusunda bir çelişki var. Kapadokya insanlarının Friglerle aynı kültüre sahip olduklarını biliyoruz, çünkü bu bölgede Frig yazıtları var; çanak çömlekleri de Friglerinkine çok benziyor. Bir de bizim Kibele dediğimiz ana tanrıça kültü, bu bölgede de var. Aslında Kapadokya, anladığım kadarıyla Frigleşmiş, yani kültürel olarak Frigleşmiş bir bölge. Herodotun bu bölgenin Friglerini, yani Kapadokyalıları kastetmiş olması çok muhtemel. İkincisi, bu insanlar henüz Ermeni değiller. Doğu Anadoluda Urartu sonrasında pek çok halk yaşıyor. Örneğin Urartulardan miras kalan bir halk olan ve belki de Kürtlerin ataları olan Karduklar var. MÖ 6. yüzyıldan itibaren Armina sözcüğüne Pers yazıtlarında rastlıyoruz. Daha sonra ise Herodot da Armen ve Armenia sözcüklerini okuyoruz. Bunlar aslında çok büyük olasılıkla Ermenilerin kendilerine taktıkları isimler değil; dış adlandırmalar, yani eksonim. O dönemde Ermenilerin kendilerine Ermeni dediklerini bilmiyoruz, çünkü Ermeniler o dönemde henüz yazıya geçmiş değiller. Benim teorim, bu tür sorunlar barındırıyor. Yani Kapadokyadan Doğu Anadoluya göç eden insanları, ön Ermeniler, yani Ermenilerin ataları olarak kabul etmemiz gerekir ama hareket ettikleri bölgede acaba Ermeniler miydi, yoksa gittikleri bölgede başka halklarla karışıp mı Ermeni oldular? Doğu Anadolu, o dönemde insanların hayatta kalmasının çok zor olduğu bir bölge. Çok büyük ihtimalle, o bölgedeki diğer haklardan bazılarıyla bütünleşme sağlamış olabilirler.
Peki, onları Kapadokyadan yaşaması daha zor bir bölge olan Doğu Anadoluya göçe zorlayan nedir?
Göçün en büyük nedeni, Lidya Krallığı. Kızılırmak Havzası, tarihin hiçbir döneminde yüzünü Batıya dönmemiş, hep Doğuya dönmüş. Hitit döneminde de, Hitit sonrasında da böyle. Perslerden önce Medler, MÖ 590da bölgeye geliyorlar. MÖ 590da ünlü Kızılırmak Savaşı başlıyor. Lidya ve Med krallıkları arasındaki savaş, her sene bahar aylarında başlayıp sonbaharda bitiyor ve beş yıl böyle sürüyor, ama birbirlerini yenemiyorlar. Heredotun yazdığına göre, MÖ 585te bir güneş tutulması oluyor. Her iki krallık da bunu ilahi bir mesaj kabul edip, barış anlaşması imzalıyorlar. Bu anlaşmayla Kızılırmakın batısı Lidyalılara, doğusu ise Medlere kalıyor. Böylece Anadoluda İran egemenliği başlıyor. İşte bu dönemle birlikte Zerdüştlük ve buna bağlı olarak Ateş Kültü, Anadoluya giriyor. Kısa sürede Anadolu İranın kültürel bir parçası haline geliyor. Bu süreç, MÖ 546da Büyük Kyrosun Lidya Kralını yendiği döneme kadar devam ediyor. 546ya kadar olan 40 yıllık süreç, bölgeyi İranın parçası yapıyor. Kapadokya halkı, Zerdüşt dini ve Ateş Kültü vasıtasıyla kültürel olarak İranla daha yakın duruma geliyorlar. Bu durum Lidyayı rahatsız ediyor ve Lidyalılar Kapadokya halkını göçe zorluyor. Yozgat Boğazköydeki çanak çömlek bulguları da bunu doğruluyor.
Kızılırmak Havzası, toplumları tarihin hiçbir dönemine Batıya yakın olmamıştır, diyorsunuz. Zerdüştlükten Hristiyanlığa geçiş döneminde de bu devam etmiş mi? Ermeniler Hıristiyanlığı Batıdan değil, Doğudan mı öğrenmişler?
Ermeniler, Hıristiyanlığı Süryanilerden öğrenmişler. Alfabelerinde de Süryani alfabesinin etkisi var. Ermeniler, Ön Asyanın kadim halklarından biridir. Doğu Anadolu Yaylası da Ön Asyanın bir bölgesi. Ermeniler bana göre Demir Çağı haklarındandır. Benim bu çalışmalarım Ermeni tarihini çok daha derinlere, çok daha eski dönemlere çekiyor. Movsesin aktarımları, Nuh Tufanına kadar götürüyor ama arkeolojik bilgi olarak havada kalıyor. Benim söylediklerimin eksiklikleri olsa da mevcut bulgular bunu gösteriyor. Bu araştırmalar derinleşirse, belki Ermenilerin o bölgeye nasıl geldikleri de ortaya çıkar. Belki hep Kapadokyadaydılar ya da başka bir yerden oraya gelmişlerdi.
Urartularla Ermeniler arasındaki ilişki nedir? Arkeolojik bulgular bu konuda ne söylüyor?
Bu konuda iki teori var. Birincisi, Ermenilerin Urartulardan geldiği yönünde. Bir başka teori ise Urartu coğrafyasında Ermeniler vardı, ama Urartu değillerdi. Urartular yıkıldıktan sonra Ermeniler ortaya çıktı görüşüne dayanıyor. Birinci teoriyle ilgili olarak arkeolojik bulgularda belli problemler var. Eğer bir halkın devamıysanız, belli kültürel özellikleri devam ettirirsiniz. Bunların birincisi dil. Urartu dili, Asyanik bir dil. İkincisi yazı. Ermeniler Urartuların devamı olsalardı, çivi yazısını devam ettirirlerdi. Üçüncüsü ise mimari. Urartular, Doğu Anadoluya altın çağını yaşatmışlar. Kale kentler inşa etmişler, çünkü güneyde Asur gibi çok güçlü bir düşmanları var. Asur, oraya o kadar çok sefer yapıyor ki bunlardan korunmak için kale kentler kuruyorlar. Mesela Tuşba yani Van Kalesi. Kale kent dediğim, yüksek erişilmez bir tepeye yerleşip etrafını surlarla çeviriyorlar. Bunun içinde de şehir kuruyorlar. Bu geleneksel mimariye, sonraki Ermeni döneminde rastlamıyoruz.
Peki ya çanak çömlek açısından Ermenilerle Urartular arasında fark var mı?
Orada da çok farklı. Urartuların kırmızı renkte kendilerine özgü bir çanak çömleği vardır. Bunu Ermenilerde görmüyoruz. Urartuların çok yüksek bir maden sanatı vardır, o da Ermenilerde devam etmiyor. Mitoloji ve yer isimleri de farklı. Tüm bunlar, Urartuların ve Ermenilerin iki ayrı halk olarak aynı coğrafyada arka arkaya yaşamış oldukları tezini güçlendiriyor. Bu konuda ileride çok daha fazla arkeolojik bulgu ortaya çıkabilir.
Ermeniler Doğu Anadoluya geldikten sonra, Ermeni kimliği daha çok görünür oluyor. Doğu Anadoluda Ermeniler, hangi topluluklarla iç içe geçtiler. Bu konuda bulgular var mı?
Tarihsel kaynaklarda Herodot, iki grubu ön plana çıkarıyor. Biri Alarodlar ki bunlar Urartuların devamı gibi düşünülebilir. İkincisi de Kaldeliler ki bundan Ksenefon bahsediyor. Hatta Ksenefon Onbinlerin Dönüşü adlı ünlü eserinde, Ermenilerle Kaldeliler arasındaki sınır anlaşmazlıklarından bahsediyor. Pers Kralı Kirosun bir garnizon kurarak dağdaki Kaldelilerle, ovadaki Ermeniler arasındaki sorunu çözdüğünü söylüyor. Ermeniler, Doğu Anadoluya geldikleri zaman ovalara yerleşmişler. Bundan rahatsız olan halklar ise dağlara geçip hayvancılığa yönelmişler. Alarodlar da aynı öyle
Bitlis Adilcevazda Kefir Kalesi var mesela; bu kale Urartu sonrası dönemden kalmadır. Önemli bir Demir Çağı uzmanı olan Aydın Özfıratın Doğu Anadoluda bulduğu Urartu sonrası kaleler var. O dönem tüm Doğu Anadolu halkları için zor bir dönem. Çünkü İskitler dediğimiz, Avrasyalı savaşçılar var bölgede. Bunlar, bölgede tam bir şiddet ve kaos ortamı oluşturuyorlar. Muhtemelen İskitler yüzünden bölge halkları yüksek kesimlere çıkıyorlar. Ünlü Ermeni seyyah Antranikin geçenlerde Aras Yayınlarından çıkan bir seyahatnamesi var. Kiğdan Dersime bir yolculuk yapıyor. O yolculuk sırasında, Dersim tarafında Canik adlı bir köye geliyor. Köyde Kürtlerle Ermenilerin birlikte yaşadıklarından söz ediyor. Diyor ki: Muhtarın evine gittim, ev yeraltındaydı. O dönemde halen yeraltı konutlarının devam ettiğini görüyoruz.
Ermenilerin Hıristiyanlığa geçiş süreci hakkında ne tür bulgular var?
Ermenilerin Hıristiyanlığa geçiş süreci, çok sert ve kanlı olmuş. Her şey kısa sürede tahrip edilmiş. Alfabe oluşturma süreci de bunun bir parçası. Tabii İncilin halk tarafından çabuk anlaşılması için alfabe oluşturulması ve bütün Ermenilere ulaştırılması için yapılmış bu. Ama bu süreçte neler yaşandığını henüz ayrıntılarıyla bilmiyoruz. Erzincan yöresi, Ermeni din tarihi açısından oldukça önemli bir bölgedir. Kendim de Erzincanlı olduğum için iyi bilirim. Erzincandan Zileye kadar uzanan bölge Anahityan olarak anılıyor. Bu da zaten kendi başına Hıristiyanlığa geçiş süreci hakkında çok şey gösteriyor. Doğu Anadoluda arkeolojik kazılar arttıkça, Ermenilerin Hıristiyanlığa geçiş süreci hakkından da ayrıntılı bilgiler edineceğiz.
(Kaynak: Ferda Balancar-Agos gazetesi)
Fotoğraf: Şevket Dönmez-kişisel web sitesi